Mustafa hakkında... - Her şey geçmişte saklı.

Fuat Camgöz 18 Mart 2004, Perşembe 00:00
Asmalı Konak dizisinin yönetmeni olarak büyük bir popülarite kazanan Çağan Irmak'ın ikinci sinema filmi olan "Mustafa Hakkında Herşey", ne yazık ki yönetmeninin özgünlük iddialarının içini dolduramıyor. Sorun ettiği pek çok şeyin altını abartılı bir şekilde çizen filmin ağızda bıraktığı tat, dibi tutmuş bir yemeğinkine benziyor.
“Mustafa Hakkında Herşey”le ilgili yönetmen Çağan Irmak’la yapılan söyleşilerde şöyle bir ortak eğilim göze çarpıyor: Söz dönüp dolaşıp mutlaka Asmalı Konak dizisine geliyor ve Irmak ısrarla dizi üzerinden açılan sözü kapatıp filmine odaklanmaya çalışıyor. Sorular diziden değil, Irmak’ın televizyon veya sinema için çektiği önceki filmlerden açıldığında da aynı durumun tekrarlandığına tanık oluyoruz: Genç yönetmen, “Günaydın İstanbul Kardeş”, “Çilekli Pasta” gibi TV filmleri ve vizyona girmemiş ilk uzun metrajlı filmi “Bana Şans Dile” üzerine fazla söz söylemek istemiyor; bu tavrının gerekçesini de açıkça ortaya koyuyor: Başarılı da olsalar, başarısız da, bu işlerin hiçbirinin kendisini temsil etmediğine inanıyor Irmak. Asıl yapmak istediği şeyin sinema olduğunu ve “Mustafa Hakkında Herşey”in sinemada yapmak istediği şeyi çok iyi temsil eden bir film olduğunu söylüyor.
Durum böyle olunca “Mustafa Hakkında Herşey”in neyi nasıl anlattığını deşifre etmek, ülkemizde yeni bir yetenek olarak umut bağlanan Irmak’ın kendini nasıl bir yönetmen olarak konumlandırdığını da çözmemize yarayacağından, daha da önemli bir hale geliyor. Bildiğiniz gibi film, eşi Ceren, oğlu Kerem ve annesi Mukadder’le mutlu ve varlıklı bir yaşam süren, genç yaşında reklam şirketi sahibi olmuş Mustafa adlı bir karakterin, eşini bir trafik kazasında kaybetmesi sonucu gelişen olayları konu alıyor. Eşinin cesedini teşhis etmek için gittiği hastanede, kaza anında arabada hiç tanımadığı bir erkek olduğunu öğrenen ve eşinin kendisini aldattığını anlayan Mustafa, kıskançlık krizine giriyor ve eşiyle daha sonra Fikret adlı bir taksi şoförü olduğunu öğreneceği bu adam arasındaki ilişkinin tüm detaylarını öğrenmeyi kafasına takıyor. Sinsi bir plan kuran Mustafa, taburcu olduktan sonra Fikret’i ormanlık bir alandaki evine kaçırıyor ve genç adama işkence ederek onu karısıyla arasındaki ilişkiyi anlatmaya zorluyor. Fikret’in Ceren’le ilişkilerini anlatmaya başlamasıyla, Mustafa’nın iyice takıntılı bir ruh haline bürünüşüne ve geçmişinde bastırdığı bazı travmatik olaylarla yeniden yüzleşmek zorunda kalmasına tanık oluyoruz. Amerikan sinemasında “All About...”la (Türkçe’ye ‘...Hakkında Her Şey’ olarak çevirebiliriz.) başlayan onlarca film adını anımsayıp, bunu, Hollywood filmlerinde sıkça karşılaştığımız ‘adam kaçırma’ motifiyle yan yana düşününce, “Mustafa Hakkında Herşey”in Amerikan sineması geleneğinden beslenen bir film olabileceğini düşünmeden edememiştik (ön yargılı olmaya koşullandırılmıştık adeta.) Ancak filmi izledikten sonra, bunun, basit bir geleneğe yaslanma durumu olmadığını, “Mustafa Hakkında Herşey”in benzeri Hollywood filmlerinin diyalog yapısından sahne düzenlemesine, kurgusundan oyunculuklarına dek pekçok şeyi taklit eden, perdede fazlasıyla Amerikan duran bir film olduğunu söylememiz gerekiyor. Filmin başındaki ilk sahnelerde, aile içi ilişkilerde ve Mustafa’nın şirketindeki toplantıda, özellikle karakterlerin ağızlarına oturmayan diyaloglarda iyice hissettiğimiz bu durum, Mustafa’nın eşinin kendisini aldattığını öğrendiği hastane sekansında doruğa çıkıyor. Burada, Çağan Irmak’ın, Mustafa karakterinin sürdürdüğü özentili ve yüzeysel yaşamın altını çizmek ve onun temsil ettiği ‘sınıf atlayıp kendi sınıfından tiksinen kişi’ prototipinin çiğliğinin altını çizmek için böyle bir tercih yaptığı iddia edilebilir; ancak özellikle filmin merkezinde yer alan Fikret Kuşkan’ın şaşırtıcı derecede kötü performansı, hemen hiçbir bakışında, yüz ifadesinde ya da diyalogunda inandırıcı olamayışı, bu iddianın da arkasında durmaya olanak vermiyor.
Bu noktada biraz daha derine bakıp, oldukça önemli bir mesele olduğu düşünülerek filme dahil edildiği hissedilen ‘sınıf’ konusunu biraz açmak gerekiyor. Filmin başından itibaren, Mustafa’nın keskin bir sınıfsal duyarlılığa sahip olduğunu ve dengi olmadığını düşündüğü insanları acımasızca aşağıladığını görüyoruz. Hastanede Fikret’in ailesiyle ilk karşılaşmasında “Siz kimsiniz, hayatımda ne işiniz var” dediği sahnelerde hissetmeye başladığımız bu durum da yönetmen tarafından ‘tadında’ diyebileceğimiz bir noktada bırakılmıyor. Özellikle ormandaki evinde Fikret’le baş başa kalmasıyla birlikte, hem Fikret’in anlattıklarında geçmişte bir restoran garsonunu yerin dibine soktuğu sahnede, hem de sürekli olarak Fikret gibilerin vücut kokularından, pisliklerinden, vs. bahsetmesinde, Mustafa’nın, eskiden ait olduğu sınıftan tiksinişinin altı yine kalın kalın çiziliyor. Bu kalın çizgiler nedeniyle, örneğin, Mustafa’nın Fikret tuvaletini yaparken üzerine duşu tuttuğu sahne tek başına fazlasıyla anlamlı olabilecekken, Mustafa’nın gayet antipatik bir şekilde Fikret’e “Pis!” diye haykırması, bu sahnenin etkileyiciliğini baltalıyor. “Mustafa Hakkında Her Şey”in yeni gibi duran ve ‘başarılmış’ olduğunu söyleyebileceğimiz tek yanı, Mustafa karakterinin geçmişle olan ilişkisinin filme dahil oluş biçimi. Çocukluğunda yaşadığı travmatik olayın, hem geçmiş içinde hatırlandığı sahneler, hem de bugüne Mustafa’nın karabasanları olarak dahil olduğu sahneler, filmin bütünü içinde fazlasıyla iyi çekilmiş olarak dikkat çekiyor. Filmin, özellikle Mustafa’nın çocukluğunun geçtiği evde, o bir türlü açılmayan, kendi karakterini kazandığını söyleyebileceğimiz gizemli kapının ardında ne olduğunu merak ettirme konusunda, oldukça yerinde tercihler yaptığını ve bu konudaki merakı sonuna kadar canlı tuttuğunu söylememiz gerekiyor. Her ne kadar, kapıyı açıp Mustafa’yla birlikte bizi de odaya soktuğunda, film, Mustafa hakkında her şeyin çocukluğundaki travmada saklı olduğunu gösteren, artık suyu çıkmış Freudyen bir yaklaşıma kaysa da; filmin tamamında, sadece bizi böyle bir açıklamaya götüren bu sahnelerin etkileyici olması, bu yaklaşımın kolaycılığını görmezden gelmemize olanak tanıyor; hatta basit de olsa böyle bir tutunacak dal bulmuş olmanın bizi bir parça mutlu ettiğini bile söylemek mümkün. Yine de, geçmişin filme başarılı bir şekilde dahil oluşu, yönetmeninin “işte sinemada yapmak istediğim şey bu” diyecek kadar iddialı olduğu bir filmi kurtarmaya yetmiyor. Umarız, “eleştirilmekten de başarısız olmaktan da korkmuyorum, en çok korktuğum şey bir başkasına benzemek” diyen Çağan Irmak, anlatmak istedikleriyle arasına daha düzeyli bir mesafe koyabildiği, her şeyin altını çok kalın çizgilerle çizmediği ve gerçekten özgün olmayı başarabildiği yeni filmlerle karşımıza çıkar.
Durum böyle olunca “Mustafa Hakkında Herşey”in neyi nasıl anlattığını deşifre etmek, ülkemizde yeni bir yetenek olarak umut bağlanan Irmak’ın kendini nasıl bir yönetmen olarak konumlandırdığını da çözmemize yarayacağından, daha da önemli bir hale geliyor. Bildiğiniz gibi film, eşi Ceren, oğlu Kerem ve annesi Mukadder’le mutlu ve varlıklı bir yaşam süren, genç yaşında reklam şirketi sahibi olmuş Mustafa adlı bir karakterin, eşini bir trafik kazasında kaybetmesi sonucu gelişen olayları konu alıyor. Eşinin cesedini teşhis etmek için gittiği hastanede, kaza anında arabada hiç tanımadığı bir erkek olduğunu öğrenen ve eşinin kendisini aldattığını anlayan Mustafa, kıskançlık krizine giriyor ve eşiyle daha sonra Fikret adlı bir taksi şoförü olduğunu öğreneceği bu adam arasındaki ilişkinin tüm detaylarını öğrenmeyi kafasına takıyor. Sinsi bir plan kuran Mustafa, taburcu olduktan sonra Fikret’i ormanlık bir alandaki evine kaçırıyor ve genç adama işkence ederek onu karısıyla arasındaki ilişkiyi anlatmaya zorluyor. Fikret’in Ceren’le ilişkilerini anlatmaya başlamasıyla, Mustafa’nın iyice takıntılı bir ruh haline bürünüşüne ve geçmişinde bastırdığı bazı travmatik olaylarla yeniden yüzleşmek zorunda kalmasına tanık oluyoruz. Amerikan sinemasında “All About...”la (Türkçe’ye ‘...Hakkında Her Şey’ olarak çevirebiliriz.) başlayan onlarca film adını anımsayıp, bunu, Hollywood filmlerinde sıkça karşılaştığımız ‘adam kaçırma’ motifiyle yan yana düşününce, “Mustafa Hakkında Herşey”in Amerikan sineması geleneğinden beslenen bir film olabileceğini düşünmeden edememiştik (ön yargılı olmaya koşullandırılmıştık adeta.) Ancak filmi izledikten sonra, bunun, basit bir geleneğe yaslanma durumu olmadığını, “Mustafa Hakkında Herşey”in benzeri Hollywood filmlerinin diyalog yapısından sahne düzenlemesine, kurgusundan oyunculuklarına dek pekçok şeyi taklit eden, perdede fazlasıyla Amerikan duran bir film olduğunu söylememiz gerekiyor. Filmin başındaki ilk sahnelerde, aile içi ilişkilerde ve Mustafa’nın şirketindeki toplantıda, özellikle karakterlerin ağızlarına oturmayan diyaloglarda iyice hissettiğimiz bu durum, Mustafa’nın eşinin kendisini aldattığını öğrendiği hastane sekansında doruğa çıkıyor. Burada, Çağan Irmak’ın, Mustafa karakterinin sürdürdüğü özentili ve yüzeysel yaşamın altını çizmek ve onun temsil ettiği ‘sınıf atlayıp kendi sınıfından tiksinen kişi’ prototipinin çiğliğinin altını çizmek için böyle bir tercih yaptığı iddia edilebilir; ancak özellikle filmin merkezinde yer alan Fikret Kuşkan’ın şaşırtıcı derecede kötü performansı, hemen hiçbir bakışında, yüz ifadesinde ya da diyalogunda inandırıcı olamayışı, bu iddianın da arkasında durmaya olanak vermiyor.
Bu noktada biraz daha derine bakıp, oldukça önemli bir mesele olduğu düşünülerek filme dahil edildiği hissedilen ‘sınıf’ konusunu biraz açmak gerekiyor. Filmin başından itibaren, Mustafa’nın keskin bir sınıfsal duyarlılığa sahip olduğunu ve dengi olmadığını düşündüğü insanları acımasızca aşağıladığını görüyoruz. Hastanede Fikret’in ailesiyle ilk karşılaşmasında “Siz kimsiniz, hayatımda ne işiniz var” dediği sahnelerde hissetmeye başladığımız bu durum da yönetmen tarafından ‘tadında’ diyebileceğimiz bir noktada bırakılmıyor. Özellikle ormandaki evinde Fikret’le baş başa kalmasıyla birlikte, hem Fikret’in anlattıklarında geçmişte bir restoran garsonunu yerin dibine soktuğu sahnede, hem de sürekli olarak Fikret gibilerin vücut kokularından, pisliklerinden, vs. bahsetmesinde, Mustafa’nın, eskiden ait olduğu sınıftan tiksinişinin altı yine kalın kalın çiziliyor. Bu kalın çizgiler nedeniyle, örneğin, Mustafa’nın Fikret tuvaletini yaparken üzerine duşu tuttuğu sahne tek başına fazlasıyla anlamlı olabilecekken, Mustafa’nın gayet antipatik bir şekilde Fikret’e “Pis!” diye haykırması, bu sahnenin etkileyiciliğini baltalıyor. “Mustafa Hakkında Her Şey”in yeni gibi duran ve ‘başarılmış’ olduğunu söyleyebileceğimiz tek yanı, Mustafa karakterinin geçmişle olan ilişkisinin filme dahil oluş biçimi. Çocukluğunda yaşadığı travmatik olayın, hem geçmiş içinde hatırlandığı sahneler, hem de bugüne Mustafa’nın karabasanları olarak dahil olduğu sahneler, filmin bütünü içinde fazlasıyla iyi çekilmiş olarak dikkat çekiyor. Filmin, özellikle Mustafa’nın çocukluğunun geçtiği evde, o bir türlü açılmayan, kendi karakterini kazandığını söyleyebileceğimiz gizemli kapının ardında ne olduğunu merak ettirme konusunda, oldukça yerinde tercihler yaptığını ve bu konudaki merakı sonuna kadar canlı tuttuğunu söylememiz gerekiyor. Her ne kadar, kapıyı açıp Mustafa’yla birlikte bizi de odaya soktuğunda, film, Mustafa hakkında her şeyin çocukluğundaki travmada saklı olduğunu gösteren, artık suyu çıkmış Freudyen bir yaklaşıma kaysa da; filmin tamamında, sadece bizi böyle bir açıklamaya götüren bu sahnelerin etkileyici olması, bu yaklaşımın kolaycılığını görmezden gelmemize olanak tanıyor; hatta basit de olsa böyle bir tutunacak dal bulmuş olmanın bizi bir parça mutlu ettiğini bile söylemek mümkün. Yine de, geçmişin filme başarılı bir şekilde dahil oluşu, yönetmeninin “işte sinemada yapmak istediğim şey bu” diyecek kadar iddialı olduğu bir filmi kurtarmaya yetmiyor. Umarız, “eleştirilmekten de başarısız olmaktan da korkmuyorum, en çok korktuğum şey bir başkasına benzemek” diyen Çağan Irmak, anlatmak istedikleriyle arasına daha düzeyli bir mesafe koyabildiği, her şeyin altını çok kalın çizgilerle çizmediği ve gerçekten özgün olmayı başarabildiği yeni filmlerle karşımıza çıkar.
Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.



21 Gram (12 Ekim 2008 20:45 Tv8)
Sean Penn, Naomi Watts, Danny Huston ve Carly Nahon'ın oynadığı "21"Grram" adlı film bu akşam 20:45'te Tv8 ekranlarında...

Sahne Işıkları
Zaman en iyi yazardır. Her zaman mükemmel sonu yazar.
Zaman en iyi yazardır. Her zaman mükemmel sonu yazar.






Seanslar
Fragman
