Fatih Akın ile Berlin'de görüştük...

Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Hani neredeyse "Bizim Fatih" diyebileceğimiz kadar samimi ve sevecen bir insan, uydurmuyorum. Ben Almanca bilmiyorum, o bayağı iyi Türkçe konuşuyorsa da bazen kendimizi İngilizce anlaşırken buluyoruz. Duvara Karşı ile yarıştığı Berlin'de önce bizim FIPRESCI'yi sonra da Altın Ayı ödüllerini aldı. Sohbet de mecburen ödüller öncesi ve sonrası olmak üzere bir kaç bölümden oluşuyor...
Sohbete başlamadan mini bir not: Benim kötü fotoğrafçılığım sayesinde resimde Akın'ın elinde görünen 'beyaz boş kağıt' aslında biz FIPRESCI jurisinin ona verdiği 'en iyi film' belgesinin ta kendisidir.
Berlin gibi önemli bir festivalin yarışmanın bölümüne seçilmek bile önemli, her şey nasıl başladı?
Fatih Akın:Çok istiyordum Berlin’de yarışmak. Sizin de dediğiniz gibi seçilmek çok önemli. Duvara Karşı’yı göderdiğimizde önce kabul edilmedik. Çok üzüldüm tabii ki ama yapacak bir yoktu. Derken bir hafta sonra, festivalin başlamasına çok az kalmışken kabul edildiğimiz haber geldi. İnanılmaz sevindim, çok mutlu oldum. Almanya’da, üstelik Berlin gibi en büyük sinema etkinliğinde yarışmak benim için çok önemliydi.
”Duvara Karşı” nasıl başladı, yeni bir proje mi?
Fatih Akın: Hep vardı aslında ama sıra bir türlü gelmiyordu. Proje yıllardır aklını kurcalıyordu, aslında sıkıp çıkartmak istediğim bir çıban gibiydi adeta. Sonunda gerçekleştirebildiğim için çok şanslıyım.
Burada izleyen sinema yazarları filminizi ‘sosyal gerçekçilik adına bir tokat olarak nitelediler ama siz basın toplantısında da ısrarla bir ‘bu bir aşk ve tutku filmidir’ dediniz…
Fatih Akın:Tabii ki ben Hamburg doğumlu bir Türk olarak buranın kültürüyle yoğruldum ama aslında kendimi bambaşka hissediyorum. Ben ne Alman ne de Türk’üm. Sınıflandırmaya çalışmak anlamsız bence. Almanların her şeyi kategorize etme eğilimi var malesef. Filmimdeki karakterler Almanya’daki Türkleri temsil etmiyor ayrıca. Böyle bir düşüncenin yanlış olur.Ancak filmin yönetmeni yani ben ve oyuncular Almanya’daki Türkleri temsil edebilir. Ve filmimde tabbi ki bir kültürler çatışması teması olacaktır. Ancak bütün bunlar filmin altından yürüyen temalar. Evet, ben bir aşk ve tutku filmi anlattım. Ben eski Yeçilçam filmlerine bayılırım. Bu filmi de bir tür onlara saygı, gönderme olarak görebilirsiniz. Ben tutucu Türk imajından çok filmdeki tutkulu aşkı ön plana çıkarmak istedim.
Senaryo aşamasında erkek başrol oyuncunuz Birol Üner ile birlikte çalıştığınız söyleniyor, doğru mu?
Fatih Akın: Evet aslında Birol’un gerçek yaşamından esinlendik. (Kahkahalar) Senaryo aşamasında Birol ile kafa kafaya verdik ve tiplemeleri oturtmaya, öyküyü kesinleştirmeye başladık. Çok yaratıcı ve eğlendirici bir süreçti.
Biz Türkiye’den gelenler tanımıyoruz ama Birol Üner’in burada uzun süredir oyunculuk yaptığını öğrendik. Diğer başrol oyuncusu Sibel Kekilli’nin ise ilk sinema deneyimi olduğunu öğrendik. Bir de Türkiye’den tanınmış isimler var oyuncu kadrosunda. Nasıl bir seçim yaptınız?
Fatih Akın: 40 yaşında, yaşamla bağlarını koparmış erkek rolünde zaten Birol tamamdı kafamda. Ama gençkızı canladaracak kişi isim bayağı arayışa girdik. Sonuçta filmler çıplak sahneler filan var ve bunu Almanya’da oynayacak genç bir Türk oyuncuda bulmak imkansız gibi bir şey oldu. Sonunda amatör bir yüz bulmaya karar verdik. Arayışlarımızın sonunda 300 gençkız arasında Sibel’de karar verdim ve teklif ettim. Ve bu kararımdan her geçen dakika daha da isabetli olduğumu anladım. Bence bu rolde Sibel son derece başarılı oldu.
Evet, amatör bir oyuncu olduğuna inanmak çok güç, kamerayla arasında çok doğal bir alışveriş var. Filmi Sibel için, sinemada pek de rastlanmayan bir biçimde, kronolojik sıraya göre çektiğiniz söyleniyor, doğru mu?
Fatih Akın: Evet. Sonuçta Sibel amatör bir oyuncu. Onun karaktere kolayca adapte olması ve rolü anlaması için özellikle olayların akışına göre çektim. Bu diğer oyuncular için de iyi oldu.
Sette oyunculara rahat bir alan tanıdığınız ve hatta oyncuya göre rol bilşe yazdığınız söyleniyor, doğru mu?
Fatih Akın:Sette oyuncunun yaratıcılığına güvenmek gerektiğine inanıyorum. Tabii ki belli bir alan tanınmalı. Ve evet, tabii ki oyuncunun verebileceği alanı görünce memnuniyetle olayı genişletebiliyorsunuz. Mesele Meltem Cumbul ile öyle oldu. Senaryonun gidişatında rolünüartırıp, karakterin gelişiminde değişiklikler yapabiliyorsunuz.
Peki filminizin basın gösteriminden sonraki basın toplantısında dakikalarca alkışlandınız, bekliyor muydunuz böylesine bir ilgiyi?
Fatih Akın: Hayır! Hiç beklemiyordum inanın ve çok mutlu oldum. Filmimin Berlin’de yarışmaya alınması bile başlı başına bir olayken benim için film eleştirmenlerinin gösterdiği ilgi beni inanılmaz mutlu etti.
Hüzünlü bir aşk hikayesi ve her iki toplumun gerçeklerini çarpıcı bir şekilde verirken filminizde bir de araya giren, bölümleri ayıran bir ‘musiki’ olayı var. Türkiye’den ‘saz heyeti’ giriyor aralara. Filmin gerçeğini değiştiren bir unsur olarak ayrıca çok hoş olmuş, nerden geldi bu fikir?
Fatih Akın:Aslında bu fikir en baita vardı ama sonra vazgeçmek istedim. Ama bu bölümler olmasaydı bu kez elimdeki çok sert, üzücü bir öykü olurdu. Bunu istemedim. Ayrıca Alman yapımcılar araya giren bu müzikli bölümleri çok beğendiler, ‘koyalım, çok iyi olur’ dedir, ben de koymaya karar verdim.
Söyleşi, Fatih Akın’ın Uluslararası Film Eleştirmenleri (FIPRESCI) Ödülü almasıyla bir başka zaman ve mekanda devam ediyor...Benim de aralarında olduğum FIPRESCI Jurisinin verdiği ödülü almak için geldiği törende konuşuyoruz..
Film eleştirmenleri “Duvara Karşı”ya onay verdi, ödül kazandınız, neler söyleyeceksiniz?
Fatih Akın:Ahhh, inanın çok mutluyum! Ne söyleyebilirim ki! Bu kadarını ummuyordum inanın! Benim için harika bir şey bu. FIPRESCI ödülü çok önemli. Film eleştirmenlerince beğenilmek ne demek! Çok teşekkür ediyorum. Yani inanılmaz!
Biz oy birliğiyle karar verdik. Siz böyle bir şey bekliyor muydunuz, hani içten içe de olsa...?
Fatih Akın:Valla beklemiyordum Gerçi basın toplantısında filmin sizlerden aldığı alkışla iyi bir şeyler yaptığımızı anlamıştım ama insan yine de beklemiyor. Çok teşekkür ederim.
Rica ederim, biz teşekkür ederiz, filmi siz yaptığınıza göre...
Şimdi de Berlin’in büyük ödülü Altın Ayı ödülünü kazandıktan sonra biraradayız. Büyük ödül töreni ve kapanışın ardında verilen özel yemeğe ben de juri üyesi sıfatıyla davet edilmişim. Ana jurinin, yani Akın’a Altın Ayı’yı veren jurinin başkanı Francis McDormand ve benim Montreal Film Festrivali’nde tanıştışıp samimiş olduğum İranlı yönetmen Samri Makhbalfbaf ile karşılaşıyorum. Samira ile dakikalarca süren kucaklaşmayla uzayan samimi bir karşılaşmanın ardından ( ne de olsa ikimiz de ‘doğulu’yuz) sohbet ediyoruz ve sonra onu Fatih Akın’a tanıştıyorum...
Peh, şimdi bizim verdiğimiz FIPRESCI ödülü Altın Ayı’nın yanında sönük kaldı galiba, çok sevinçlisiniz tabii ki. İki yıl önce siz Altın Ayı jürisindeydiniz, jurileri bilirsiniz...
Fatih Akın: Altın Ayı’yı beklemek mi! Hiç beklemiyordum. Evet, jürilerin kararı her an değişebilir. Bir film görürsünüz ve anında tüm kararlar değişir ki bu da doğal bir şey. Ben jürideyken anladım ki, kararları tahmin etmek imkansız. Ama tabii ki beklemese de insan hep umuyor böyle şeyleri.
Gerçekten de büyük bir başarı. Peki ilk nasıl öğrendiniz olayı?
Fatih Akın: Hatırlarsanız, bizim parti vardı o gece yine...
Evet hatırlıyorum, ben de bir uğradım.
Fatih Akın:İşte ondan önce yemekteydik yapımcımla birlikteydim ki haber geldi. İnanamadık. Bağırmak, haykırmak istiyoruz ama kimseye söylememiz yasak. Bu nedenle ne yapacağımızı şaşırdık.
”Duvara Karşı Almanya adına yarıştı ve 1986’dan sonra ilk kez Almanya’ya bu büyük ödülü kazandırdı. Ama başarınız bir Türk yönetmen olarak Türkiye’de de coşkuyla karşılanıyor...
Fatih Akın:Evet, ben çok mutluyum. Filmim bir aşk filmşi ama her iki kültürün biraradaki açmazlarını da ışık tutuyor. Sonuçta hep söylediğim gibi ben ne Alman ne Türküm. Bu başarının da henüz Avrupa Birliği’nde olmayan Türkiye için bir kapı açmasını umuyorum. Sonuçta sinema, sanat akınlaştırıyor bizi biribirimize.
Henüz kimse yorum yapmamış.


Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)
Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Dün
Hayat sen başka planlar yaparken sana olandır.
Hayat sen başka planlar yaparken sana olandır.







Seanslar
Fragman


