
Tüm bu enstantaneler yılın bu en büyük ilk sinema etkinliğinin kuşkusuz ‘gösteri’ yüzüydü. 54. Berlin Film Festivali ‘Berlinale’de esas mevzuya yani sinema sanatına odaklandığımızda manşet altında kalan isimlerden Ken Loach ve Wim Wenders gibi usta sinemacıların panel ve atölye çalışmaları arasında koşuşturduğunu gördük. Panaroma, Forum, Alman Sineması, Amerika Retrospektifi, kısa filmler gibi bölümlerle uluslarası platformdan yaklaşık 400 film de eleştirmenler ve sinemaseverle buluştu.
Sonuçta, dokuz gün süren festivalin en büyük ilgi odağı ana yarışma bölümüydü. 23 filmin yarıştığı büyük ödül Altın Ayı’yı Fatih Akın’ın 'Duvara Karşı' (Gegen die Wand) adlı filmi kazandı. Başkanlığını Amerikan bağımsız sinemasının en önemli oyuncularından Francis McDormand’ın yaptığı ana jurinin verdiği ödüller uluslararası medyada ‘süpriz’ olarak manşetlere taşındı. Ancak bir film eleştirmeninin kabusu olacak denli çoğu vasatın üzerine çıkamayan filmlerin yeraldığı yarışmada zaten kimsenin pek bir favorisi yoktu. Festivalin bitiminden iki gün önce görücüye çıkan 'Duvara Karşı'ya kadar biz sinema yazarları iki küçük ölçekli filmle oyalandık. Öyle ki; bir Dogma ürünü olan ‘In Your Hands’ ile Patrice Leconte’un ilk gün izlenen küçük ama sevimli filmi ‘Indimate Srangers’ın değeri ilerleyen günlerde umutsuzluğa düşen gazetecilerin gözünde büyüdü.
Filmin gösteriminden sonra yapılan basın toplantısında ısrarla ‘bu bir aşk ve tutku filmidir’ diyen Akın’a karşı gazetecilerin aşk mevzusuna pek prim vermeyip filmi ‘Türk kızının tutucu ailesine isyanı ve sosyal gerçekçilik adına bir tokat’ olarak nitelemeleri ise vasat yapımlar arasından sıyrılan 'Duvara Karşı'yı anlamdırma çabalarıydı. Özel olarak konuştuğumuz juri üyesi İranlı genç kadın yönetmen Samira Makhbalbaf’a göre ise filmin aldığı ödül süpriz değildi ve ‘görür görmez aslında kararımızı vermiştik’ dedi.
Aslında Altın Ayı yarışındaki film listesi sayısız ustanın yeni filmlerinin yer alması açısından başlangıçta pek cazipti. Çoğu filmin politik çıkmazları ve ırkçılık sorunlarını gündeme getirmesi ilginçti. Ama ilk büyük hayalkırıklığı ‘Country My Skull/Kafatasımın Ülkesi’ ile yaşandı. Usta İngiliz John Boorman’ın Güney Afrika’daki ırkçılık davası gibi bir önemli konuyu telef etmesi ve gereksiz bir ‘renk katmak’ hesabıyla filmi bir de siyah-beyaz aşk ilişkisiyle boyaması malesef üzücüydü. Başroldeki Juliet Binoche’u sürekli ağlama krizinde izlemek ise hüznümüzü katladı. Yine İngiltere’den bir başka ustanın Ken Loach’un ırkçı önyargılara karşı savaşan ‘esmer’ Pakistanlı bir erkek ile ‘sarışın’ bir İskoçyalı kadın arasındaki tutkulu aşkı konu aldığı sıcak filmi ‘Ae Fond Kiss’ festivalin son gününde içimizi ısıtmaya yetti. Sinema ustalarının yeni filmlerinin festivalin başlarına ve sonlarına doğru listelenmesi heyecanı yüksek turmak çabası mıydı bilenmez ama Amerikalı Richard Linkkater’ın takvimin ortalarında boygösteren ‘Before Sunset’i , Altın Ayı yarışında iddialı olmasa da hafif bir nefes olarak havayı canlandırdı. Yunanlı usta Theo Angelopoulos’un üç saatlik epik filmi ‘Weeping Meadow’ ise eleştirmenleri ikiye ayırdı. Genel kanı filmin yarışma dışı gösterilmesi gerektiğiydi ama filmi baştacı edenler kadar senaryosunu yetersiz bulanlar da eksik değildi.
Juri kararında gerçek süpriz Koreli sinemacı Kim Ki Duk’un ‘Samatarian Girl’ ile en iyi yönetmen ödülü almasıydı. Bireyin varoluş sorgusunu şiddet ile ifade ettiği filmlerle kendine özel bir mürit kitlesi edinen özgün sinemacı Kim Ki Duk’un yarışmada itibar görmeyen filmiyle ödül kazanması gazetecilerin ıslıklı protestosuyla karşılandı. ‘Duvara Karşı’nın başrol oyuncusu Birol Üner’e gitmesini beklediğimiz en iyi erkek oyuncu ödülü ise ‘El Abrazo Partido’daki performansıyla Daniel Hendler’e verildi. ABD-Kolombiya hattındaki uyuşturucu trafiğini kadın kuryelerin çaresizliğine odaklanarak anlatan ve yer yer aşırı duygusallığa prim vererek etkisini ‘zararsız’ hale dönüştüren ‘Maria, Full of Grace’ ise başroldeki Catalina Sandino’ya en iyi kadın oyuncu ödülü kazandırdı. Bu ödülün ‘Cani’de ağır plastik makyajla çirkinleşerek ‘sanat adına çabalayan’ Charlize Theron arasında paylaştırılması son yıllarda ‘politik doğruculuk’tan imtina etmeyen Berlinale’in her filme bir ödül dağıtma geleneğinin tekrarı oldu. Sonuçlar hakkında ne düşündüğünü sorduğumuz Berlinale’nin başkanı Dieter Kosslick ise ‘Jurinin kararına saygımız sonsuz, ayrıca en iyi film kararını da destekliyorum’ minvalinden ortalama bir şeyler söyledi. Kısaca; festivalin genel programında parlayan ve biz Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) jurisinin Panaroma’da en iyi film seçtiğimiz Robert Lepage’ın ‘Far Side Of The Moon’nda söylendiği gibi ‘Gösterinin devamı bekleyin!’.


Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Savaşta herkes haklı olduğunu düşünür. Ama sonunda herkes ölür.









Seanslar
Fragman

