Roman Polanski
Doğum yeri ve tarihi:
Paris, Fransa 18 Ağustos 1933
Mesleği:
Yönetmen
Roman Polanski, Polonya’nın ‘büyük sinemacılar’ kuşağından. Çocukluk yıllarında Polonyalı bir Yahudi olmanın acılarını derin bir şekilde yaşayan Polanski, daha sonra çekeceği “Piyanist” filminde, bu acılara doğrudan tanıklığından yararlanacaktır.
Annesinin Naziler tarafından öldürmesinin acısına aldırmadan savaş biter bitmez yeniden evlenen babasıyla yollarını genç yaşta ayırdı. Henüz 14 yaşında tiyatroda oyunculuğa başladı. Tanıştığı insanlar, gittikçe genişleyen çevresi onu hızla sanat dünyasının içine çekti. Tiyatro oyunlarının ardından filmlerde de oynamaya başladı. Daha sonra Polonya sinemasının en önde gelen isimlerinden olacak Andrzej Wajda’nın ilk uzun metrajlı filmi “A Generation”da rol aldı. Bu esnada Krakow’daki sanat okuluna devam etti; burada öğrendiklerinin kendisine yeteceğine inandıktan sonra ünlü Lodz Devlet Film Okulu’na girdi. Okulu bitirince bir süreliğine Paris’e giden ve buradaki sanat ortamından beslenen Polanski, Paris’te, kısa metraj alanında adının iyice duyulmasını sağlayacak “The Fat and the Lean” adlı filmi çekti. Polonya’ya 1962 yılında geri dönen Polanski, ilk uzun metrajlı filmi“Sudaki Bıçak”’ı (“Knife in the Water”) çekti. Oscar’a aday olan filmin başarısı uluslararası arenaya açılmasını sağladı. İngiltere’de peş peşe çektiği iki film, “Tiksinti” (“Repulsion” - 1965) ve “Çıkmaz” (“Cul de Sac” - 1966) onu sinema çevrelerinde herkesin tanıdığı bir isim yapmaya yetti. 1968 yapımı “Rosemary’nin Bebeği” (“Rosemary’s Baby” ‘şeytanlı film’ diye adlandırılan korku alt türünün köşetaşlarından biri oldu. Bu filmden hemen sonar çılgın bir tarikat lideri olan Charles Manson ve adamları, evlerine girerek Polanski’nin hamile eşini ve o sırada evde olan dört misafiri bıçak darbeleriyle feci şekilde katletmeleri, Polanski’nin sanatına daha çok sarılmasını sağladı. “Çin Mahallesi” (“Chinatown”) filmi, bu sarılışın en güzel örneğidir. Polanski’nin bundan sonra gerçekleştirdiği filmlerin hiçbiri “Rosemary’nin Bebeği” ve “Chinatown” kadar ses getirmedi. Bu filmlerden bazıları: “Çılgın”, “Frantic”, “Acı Ay” (“Bitter Moon” - 1992) “Ölüm ve Genç Kız” (“Death and the Maiden” - 1994), “Dokuzuncu Kapı” (“The Ninth Gate”), …
21. yüzyıla “Piyanist” filmiyle başlayan Polanski, Cannes’ın büyük ödülü Altın Palmiye’yi, Fransa’nın Oscarları olarak görülen César’ların yedisini kazanan, BAFTA’da “En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” ödüllerini alan “Piyanist” aynı zamanda yedi dalda Oscar’a aday gösterildi.
Annesinin Naziler tarafından öldürmesinin acısına aldırmadan savaş biter bitmez yeniden evlenen babasıyla yollarını genç yaşta ayırdı. Henüz 14 yaşında tiyatroda oyunculuğa başladı. Tanıştığı insanlar, gittikçe genişleyen çevresi onu hızla sanat dünyasının içine çekti. Tiyatro oyunlarının ardından filmlerde de oynamaya başladı. Daha sonra Polonya sinemasının en önde gelen isimlerinden olacak Andrzej Wajda’nın ilk uzun metrajlı filmi “A Generation”da rol aldı. Bu esnada Krakow’daki sanat okuluna devam etti; burada öğrendiklerinin kendisine yeteceğine inandıktan sonra ünlü Lodz Devlet Film Okulu’na girdi. Okulu bitirince bir süreliğine Paris’e giden ve buradaki sanat ortamından beslenen Polanski, Paris’te, kısa metraj alanında adının iyice duyulmasını sağlayacak “The Fat and the Lean” adlı filmi çekti. Polonya’ya 1962 yılında geri dönen Polanski, ilk uzun metrajlı filmi“Sudaki Bıçak”’ı (“Knife in the Water”) çekti. Oscar’a aday olan filmin başarısı uluslararası arenaya açılmasını sağladı. İngiltere’de peş peşe çektiği iki film, “Tiksinti” (“Repulsion” - 1965) ve “Çıkmaz” (“Cul de Sac” - 1966) onu sinema çevrelerinde herkesin tanıdığı bir isim yapmaya yetti. 1968 yapımı “Rosemary’nin Bebeği” (“Rosemary’s Baby” ‘şeytanlı film’ diye adlandırılan korku alt türünün köşetaşlarından biri oldu. Bu filmden hemen sonar çılgın bir tarikat lideri olan Charles Manson ve adamları, evlerine girerek Polanski’nin hamile eşini ve o sırada evde olan dört misafiri bıçak darbeleriyle feci şekilde katletmeleri, Polanski’nin sanatına daha çok sarılmasını sağladı. “Çin Mahallesi” (“Chinatown”) filmi, bu sarılışın en güzel örneğidir. Polanski’nin bundan sonra gerçekleştirdiği filmlerin hiçbiri “Rosemary’nin Bebeği” ve “Chinatown” kadar ses getirmedi. Bu filmlerden bazıları: “Çılgın”, “Frantic”, “Acı Ay” (“Bitter Moon” - 1992) “Ölüm ve Genç Kız” (“Death and the Maiden” - 1994), “Dokuzuncu Kapı” (“The Ninth Gate”), …
21. yüzyıla “Piyanist” filmiyle başlayan Polanski, Cannes’ın büyük ödülü Altın Palmiye’yi, Fransa’nın Oscarları olarak görülen César’ların yedisini kazanan, BAFTA’da “En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” ödüllerini alan “Piyanist” aynı zamanda yedi dalda Oscar’a aday gösterildi.
Toplam 2 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.



Erkek Jigolo (13 Ekim 2008 22:00 CNBC-e)
Rob Schneider, William Forsythe, Eddie Griffin ve Arija Bareikis'in oynadığı "Erkek Jigolo" aslı komedi filmi bu akşam 22:00'da CNBC-e ekranlarında...
Rob Schneider, William Forsythe, Eddie Griffin ve Arija Bareikis'in oynadığı "Erkek Jigolo" aslı komedi filmi bu akşam 22:00'da CNBC-e ekranlarında...

Esaretin Bedeli
Umut iyi birşeydir, belki de en iyi şeydir ve iyi şeyler asla ölmez.
Umut iyi birşeydir, belki de en iyi şeydir ve iyi şeyler asla ölmez.









Filmografi
İlgili Makaleler
Seanslar
Fragman
