
Mesaj: 56
En son Hayat Bir Mucizedir filmiyle sinemalara selam vermişti Kusturica. Kusturica tam bir çılgın. Kusturica tam bir fenomen… Emir Kusturica, Cannes Film Festivali’nde, Underground (1995) ve When Father Was Away On Business (1985) ile Altın Palmiye kazanan çok özel bir yönetmen… Aslında tüm filmleri bir yana Çingeneler Zamanı (The Time of the Gypsies, En İyi Yönetmen, Cannes 1988) ile de hatırlanabilecek bir ustadır o…
Sadece görsel bir şölen değildir Kusturica filmleri; oyuncu performansları ile, akıllara yer eden inanılmaz müzikleriyle (mesela Ederlezi’yi kim kolay kolay unutabilir, o hüzünlü, gün yüzü görmemiş hikayeyi izlerken kimin gözü yaşarmaz bu müzik eşliğinde…), tempolu anlatımıyla, sıra dışı öyküleriyle çok yönlü bir duygusal trans halidir. Son filmi Hayat Bir Mucizedir (2004 Life Is A Mircale) beklendiği gibi çıkmasa da, kendi çizgisinin üstünde sağlam adımlarla ilerleyen, klişelere düşme pahasına ilerleyen bir yönetmen görüntüsü çizdi hiç şüphesiz. Belki çok farklı hikayelerle yoluna devam edebilirdi, rüştünü kanıtlamış bir yönetmendi çünkü. Kusturica Hollywood’un albenisine kapılıp gidenlerden olmadı, kendi yurdunun insanlarını, bildiği hikayeleri, yabancısı olmadığı küçük, fakir, sıradan insanları ve onların renkli dünyalarını anlatmayı tercih etti. İyi de etti şüphesiz…
11 Ocak 2008’de sinemalarımızda gösterime giren Bana Söz Ver’in konusu kısaca şöyle: Tsane, dedesi ve inekleri Cvetka ile bir tepede yaşamaktadır. Komşuları ve öğretmenleri haricinde köyün tek sakinleri onlardır. Bir gün, Tsane’in dedesi, genç adama, ölmek üzere olduğunu söyler. Tsane’a, üç tepeyi aşarak, kasabaya en yakın pazarda Cvetka’yı satması için söz verdirir. Tsane, eline geçen parayla kutsal bir heykelcik alacak ve en önemlisi eve bir gelin ile dönecektir. Tsane, ilk sözünü kolaylıkla yerine getirir, fakat dedesi ölmeden bir eş bulabilecek midir? Tam bu sırada, okula her zamanki gibi geç kalan Jasna ile karşılaşır...
Sıcak bir öyküsü var Zavet’in… Buram buram Anadolu kokan bir öyküdür izleyeceğimiz. Yabancı değildir çünkü o topraklar bizlere; bir zamanlar Osmanlı’nın kol kanat gerdiği, şefkat ve merhamet dağıttığı yerlerdir oralar… Her ne kadar o topraklarda içinde kin taşıyan ve kin soluklayan insanlar olsa da Osmanlıdır oralar bizim için. Ve insanlar da Osmanlı’dan, yani bizden izlerin olması da gayet doğaldır. Müziklerine bakın mesela, kelimelerine bakın mesela… Konuyu dağıtmadan devam edelim…
Mesela; inek Cvetka güzel bir inektir Tsane için ayrılması zor bir andır. Tıpkı bizim sarıkız, nazlı kız, allı, yazmalı diyerek sevdiğimiz ineklerimiz gibidir. Köy çocuğu, köylü çocuğu Tsena saymayı bilmiyordur mesela, ya da biraz daha ip ucu verelim; 10’a kadar sayabiliyordur, e bu sayma işi en çok inek satarken canını sıkacaktır haliyle. Yardım eden birileri de olmasa (Milun gibi) iki fıstığa ineğini satacaktır nerdeyse.
İlk sözü tutması kolaydır da ikinci sözü yani bir eş bulmayı nasıl becerecektir Tsane… “Şu kadınlar garip yaratıklar” demişti dedesi, işte bu sözün ne kadar doğru bir söz olduğunu ikinci sözü yerine getirmeye çalışırken görecektir…
Büyübabasının da verdiği bir söz vardır çünkü; ölmemeye çalışacaktır, Tsena dönene kadar. “Sana bol şanslar umarım sözünü tutarsın” der gözleri dolu dolu Tsena’ya… Tsena da ağladı ağlayacak haldedir: “Sen de bana söz ver, ben dönene kadar ölmeyeceğine söz ver” sözün bittiği yerlerden birisi de budur herhalde: “Elimden geleni yaparım” “Söz mü” “Söz”
Bana Söz Ver – büyükbabası tarafından yetiştirilen Tsane’ın “söz”e verdiği hassasiyeti gösteren bir film. Biraz komik, biraz romantik, biraz hüzünlü, renkli ve şiirsel bir hikaye yani... “Bu film size, bambaşka bir dünyanın kapılarını aralarken, aynı zamanda evrensel değerlere de değinecek...” Vizyona giren diğer filmler de düşünülecek olursa bu haftanın en iyi tercihi olacağından şüphe yok bence…
8 Nisan 2008, Salı 15:32
Bu başlığa henüz cevap yazılmamış.





